İsrail–GKRY Gaz Mutabakatı: Enerji İşbirliğinde Yeni Köprü
İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında imzalanan yeni Mutabakat Zaptı (MoU), Doğu Akdeniz'de enerji diplomasisinin yönünü yeniden şekillendirebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Anlaşma, bölgedeki ikili enerji iş birliklerinin gücünü ve uygulanabilirliğini bir kez daha teyit ederken, hem enerji arz güvenliği hem de bölgesel siyasi denge açısından dikkat çekici mesajlar içeriyor.
İsrail Enerji Bakanlığı tarafından duyurulan MoU, iki ülke arasında potansiyel bir doğal gaz boru hattı veya LNG altyapısının geliştirilmesine yönelik fizibilite çalışmalarının başlatılmasını öngörüyor. Anlaşma, GKRY'nin enerji merkezi olma hedefini desteklerken, İsrail'in de ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmesine imkân tanıyor. Bu çerçevede proje, Avrupa'nın enerji güvenliği arayışına küçük ancak stratejik bir katkı sunma potansiyeli taşıyor.
İsrail ile GKRY arasındaki siyasi ve savunma iş birliği, bu tür somut ekonomik projelerle giderek daha kurumsal bir nitelik kazanıyor. Uzmanlara göre bu gelişme, bölgedeki büyük ölçekli ve çok taraflı enerji projelerinin yavaş ilerlemesine karşın, siyasi iradenin yüksek olduğu ikili anlaşmaların öncelik kazandığını gösteriyor.
Ancak anlaşmanın jeopolitik boyutu da dikkat çekici. Proje, Türkiye'nin kıta sahanlığı hakları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) üzerindeki egemenlik iddialarıyla çakışan bir bölgede planlanıyor. Bu durum, Ankara açısından diplomatik hassasiyetleri artırıyor ve Türkiye–İsrail ilişkilerinde yeni bir denge arayışını beraberinde getirebilir.
Mutabakat Zaptı, fizibilite çalışmalarının başlatılmasıyla birlikte uzun vadeli enerji stratejilerinde önemli bir dönüm noktasının sinyalini veriyor. Başarılı olması hâlinde, Doğu Akdeniz'de bölgesel enerji ağlarının yeniden şekillenmesine katkı sağlayabilir.
Analiz
İsrail–GKRY Mutabakatı, Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarının ekonomik değere dönüştürülmesi çabalarının politik bir boyuta evrildiğini gösteriyor. Anlaşmanın anlamı teknik fizibiliteden çok, diplomatik sinyallerinde yatıyor: Bölgesel iş birliğinin geleceği artık teknolojik kapasiteye değil, "jeopolitik uyum ve karşılıklı güven inşasına" bağlı.