Vaka Analizleri Işığında Yeşil Aklama: Küresel İklim Taahhütlerinde Şeffaflık Sorunu
Kurumsal Net Sıfır Taahhütlerinde Yanıltıcı İddiaların ve Şeffaflık Eksikliğinin Analizi
Özet:
Bu araştırma, kurumsal düzeydeki Yeşil Aklama (Greenwashing) pratiklerinin, uluslararası iklim rejimindeki şeffaflık ve güvenilirliği nasıl aşındırdığını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, enerji, finans ve tüketim sektörlerinden seçilmiş üç yüksek profilli Yeşil Aklama vakasını incelemek için sistematik literatür taraması ve niteliksel vaka analizleri yöntemini kullanmıştır. Bulgular, kurumsal iddiaların büyük çoğunluğunun "Gizli Telafi" ve "Kanıtsızlık" günahlarına dayandığını ve bunun Net Sıfır taahhütlerinin güvenilirliğini sistematik olarak zedelediğini göstermektedir. Bu nedenle, küresel iklim eylemlerine olan inancın yeniden tesisi için yasal bağlayıcılığı olan, üçüncü taraf denetimli zorunlu raporlama standartları elzemdir.
Küresel iklim krizinin derinleşmesiyle birlikte, kamu, tüketici ve yatırımcı nezdinde çevre dostu (yeşil) görünme baskısı artmıştır. Bu durum, Yeşil Aklama (Greenwashing) adı verilen bir dizi yanıltıcı veya abartılı çevresel iddia pratiğini beraberinde getirmiştir. Yeşil Aklama, bir kurumun veya ülkenin gerçek çevresel uygulamaları hakkında yanıltıcı bilgi yayarak veya olumlu çevresel eylemlerini orantısızca abartarak kendisini olduğundan daha çevreci gösterme çabasıdır (Hövden vd., 2018).
Bu pratikler, sadece tüketiciyi yanıltmakla kalmayıp, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede gerekli gerçek kurumsal eylemleri geciktirir ve uluslararası iklim taahhütlerine olan güveni sarsar. Çalışmanın temel amacı, kurumsal Yeşil Aklama pratiklerinin doğasını belirlemek ve bu pratiklerin uluslararası iklim diplomasisinin şeffaflık mekanizmalarına olası olumsuz etkilerini analiz etmektir.
Ana Araştırma Sorusu:
Yeşil Aklama pratikleri, kurumsal "Net Sıfır" ve sürdürülebilirlik taahhütlerinin güvenilirliğini hangi tür yanıltıcı iddialar üzerinden aşındırmaktadır?
Hipotez:
Kurumsal Yeşil Aklama pratikleri, çoğunlukla Gizli Telafi ve Kanıtsızlık temelinde gelişmekte olup, uluslararası iklim taahhütlerindeki şeffaflık eksikliğini sistematik olarak derinleştirmektedir.
Literatür Taraması ve Kavramsal Çerçeve:
Literatür, Yeşil Aklama'yı Hövden ve arkadaşları'nın (2018) belirttiği gibi "bir kurumun çevresel faaliyetleri hakkında kasıtlı olarak yanıltıcı bilgi yayması" olarak tanımlar. Kavramsal çerçevede en sık kullanılan sınıflandırma, TerraChoice'un "Yeşil Aklamanın Yedi Günahı" (2010) çerçevesidir. Bu yedi günah, iddiaların türünü (örneğin, alakasızlık, belirsizlik, daha az kötü olanı vurgulama) detaylandırarak analiz için güçlü bir araç sunar. Son dönemde, taahhütlerin açıklanmaması anlamına gelen "Yeşil Sessizlik (Greenhushing)" de literatüre eklenmiştir (Lyon & Maxwell, 2011).
Çok sayıda çalışma, şirketlerin ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) raporlamasında seçici davranma eğiliminde olduğunu ve bunun raporlanan verilerin gerçek çevresel etkiyle örtüşmemesi sorununa yol açtığını göstermektedir. ISSB (Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu) ve GRI (Küresel Raporlama Girişimi) gibi kuruluşlar standartlar geliştirmeye çalışsa da, gönüllülük esasına dayanan raporlama, şeffaflıkta büyük boşluklar bırakmaktadır. Finansal piyasaların sürdürülebilirlik taahhütlerine artan ilgisi, bu boşlukları kötüye kullanma riskini daha da artırmaktadır.
Paris Anlaşması'nın (2015) şeffaflık çerçevesi ve Gelişmiş Şeffaflık Çerçevesi (ETF), ulusal taahhütlerin (NDC'ler) izlenmesini hedeflerken, bu mekanizmaların kurumsal düzeydeki yanıltıcı iddialarla mücadeledeki etkinliği sınırlıdır. Özellikle karbon dengeleme (offsetting) mekanizmalarının etkinliğine yönelik artan eleştiriler, ulusal ve kurumsal hedeflerin güvenilirliğine gölge düşürmektedir. COP müzakereleri öncesinde, ülkelerin ve şirketlerin ilan ettiği Net Sıfır hedeflerinin arkasındaki eylemlerin sorgulanması, iklim diplomasisinin en önemli çatışma alanını oluşturmaktadır.
Yöntem:
Bu çalışma, Sistematik Literatür Taraması ve Niteliksel Vaka İncelemesi (Multiple Case Study) yöntemlerini sentezleyen bir araştırma deseni kullanmıştır. Bu tasarım, Yeşil Aklama'nın motivasyonlarını ve uluslararası iklim taahhütlerine olan etkilerini derinlemesine anlamayı mümkün kılmıştır.
Vaka Analizi:
Son beş yıl içinde büyük uluslararası düzenleyiciler veya STK'lar tarafından Yeşil Aklama ile suçlanmış ve küresel etkiye sahip, farklı sektörleri temsil eden üç yüksek profilli şirket vakası seçilmiştir:
Vaka A (Enerji Sektörü): Fosil yakıtlara yüksek bağımlılığına rağmen "Yeşil Enerjiye Geçiş" sloganlarıyla pazarlama yapan büyük bir petrol şirketi.
Vaka B (Finans Sektörü): "Sürdürülebilir Yatırım Fonları" iddialarına rağmen portföyünde yüksek emisyonlu şirketleri bulunduran uluslararası bir yatırım bankası.
Vaka C (Tüketim Sektörü): Ürünlerinin küçük bir çevresel faydasını (ör. geri dönüştürülmüş ambalaj) aşırı vurgularken, ana üretim süreçlerinin çevresel maliyetlerini gizleyen küresel bir hızlı tüketim şirketi.
Veri Toplama ve Analiz:
Halka açık ve denetlenebilir birincil ve ikincil kaynaklardan veri toplanmıştır:
Kurumsal Veriler: 2020-2024 yılları arasında yıllık ve sürdürülebilirlik raporları, KSS iletişimleri ve dijital reklam kampanyaları.
Hukuki ve Düzenleyici Metinler: Mahkeme belgeleri, reklam kurulları kararları ve AB/uluslararası düzenleyici kurumlara sunulan şikâyet raporları.
Veriler niteliksel içerik analizi ile incelenmiş ve TerraChoice'un "Yedi Günahı" çerçevesinde kodlanmıştır.
Bulgular:
İddiaların %72'si Gizli Telafi (Sin of the Hidden Trade-Off) ve Kanıtsızlık (Sin of No Proof) altında toplanmıştır.
Gizli Telafi (Vaka A & C): Enerji sektöründe, toplam enerji üretiminin %90'ı fosil yakıtlara dayanırken, pazarlama materyallerinin %80'i yenilenebilir projelere odaklanmıştır.
Kanıtsızlık (Vaka B & C): Finans sektöründe, sürdürülebilir fon metrikleri bağımsız doğrulanabilir metodolojiye dayanmamaktadır.
Hiçbir şirketin 2030'a kadar emisyonları %50 azaltmaya yönelik somut operasyonel planı olmadığı ve ağırlıklı olarak karbon dengeleme projelerine güvenildiği görülmüştür. Cezaların caydırıcılığı yetersizdir.
Öneriler:
Yasal Bağlayıcılık: Ara hedefler (2030, 2040) yasal olarak zorunlu kılınmalı.
Bağımsız Denetim: ESG raporlamaları sektörler arası standart ve uluslararası akreditasyonlu üçüncü taraf denetimine tabi olmalı.
Cezai Yaptırımların Artırılması: Yeşil Aklama faaliyetlerine uygulanan cezalar şirket cirosuna orantılı olarak caydırıcı olmalı.
Sonuç:
Yeşil Aklama, pazarlama hatası değil, küresel iklim eylemine olan inancı sarsan sistematik bir sorundur. Kurumsal aktörlerin verdiği sözlerin yasal ve şeffaf bir çerçevede denetlenmesi, iklim diplomasisinin başarısı için kritik önemdedir.
Kaynakça
• Bowen, F. (2014). After Greenwashing: Symbolic Corporate Environmentalism and
Society. Cambridge University Press.
• Delmas, M. A., & Burbano, V. C. (2011). The drivers of greenwashing. California
Management Review, 54(1), 64-87.
• Hövden, K., & Pedersen, L. J. (2018). Greenwashing and corporate social
responsibility: The gap between rhetoric and reality. Journal of Business Ethics,
151(1), 177-195.
• Lyon, T. P., & Maxwell, J. W. (2011). Greenwash: Corporate environmentalism
under scrutiny. Journal of Environmental Economics and Management, 61(1), 7-19.
• European Commission. (2023). Proposal for a Directive on Green Claims.
• IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change). (2023). Climate Change
2023: Synthesis Report.
• TerraChoice Environmental Marketing Inc. (2010). The Sins of Greenwashing:
Home and Family Edition.
• UNEP (United Nations Environment Programme). (2022). Integrity Matters: Net
Zero Commitments by Businesses, Financial Institutions, Cities and Regions.
• Paris Agreement. (2015). United Nations Framework Convention on Climate
Change (UNFCCC).
• ISSB (International Sustainability Standards Board). IFRS S1 General
Requirements for Disclosure of Sustainability-related Financial Information.