Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında Finansman Engelleri
Küresel İklim Hedeflerine Giden Yolda Sermaye Açığı ve Çözüm Arayışları
1. Özet
İklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji yatırımları küresel dönüşümün merkezinde yer alıyor. Ancak finansman eksikliği, enerji dönüşümünü hedeflenen hızda ilerletmeyi engelliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve IRENA verilerine göre, 1,5°C hedefiyle uyumlu enerji dönüşümü için 2021–2030 döneminde her yıl yaklaşık 5,7 trilyon USD yatırım gerekiyor. 2022'de yapılan yatırım ise yalnızca 1,3 trilyon USDdüzeyinde kalarak hedefin dörtte biri seviyesinde gerçekleşti.
Dünya Bankası'nın projeksiyonları, gelişen ekonomilerin 2030'a kadar yıllık 2 trilyon USD iklim yatırımı yapması gerektiğini, bunun da %80–90'ının özel sektör kaynaklı olması gerektiğini gösteriyor. Ancak mevcut durumda gelişmekte olan ülkelerin toplam yatırımının yalnızca %3'ü iklim odaklı.
2024 Bakü Küresel İklim Eylem Zirvesi'nde, bu açığı kapatmak üzere 2035'e kadar yıllık 1,3 trilyon USD iklim finansmanı sağlanması yönünde yeni bir taahhüt benimsendi.
2. Küresel Finansman Açığı ve Riskler
Yenilenebilir enerji yatırımlarına erişimde yaşanan zorlukların temelinde;
yüksek risk primleri,
kredi notu düşüklüğü,
kur oynaklığı,
belirsiz politika çerçeveleri
yer almaktadır.
IMF ve IEA raporlarına göre, gelişmekte olan ülkelerde borçlanma maliyetlerinin yüksekliği ve kur riski, özel sektörün yeşil yatırım iştahını önemli ölçüde azaltıyor. Finansal sistemin yetersizliği, özellikle uzun vadeli sermaye gerektiren yenilenebilir enerji projeleri için ciddi bir bariyer oluşturuyor.
3. Türkiye Perspektifi
Türkiye'de enerji yatırımlarının finansmanında bankalar temel aktör konumundadır. 2020 itibarıyla enerji sektörüne verilen toplam 30 milyar USD kredinin yaklaşık %40'ı yenilenebilir enerji projelerine yönelmiştir. Ancak bu kredilerin çoğu "yeşil" olarak etiketlenmemekte, yeşil tahvil gibi sürdürülebilir finans ürünleri hâlâ portföyün çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır.
En kritik risk faktörlerinden biri döviz kuru oynaklığıdır. Proje gelirlerinin TL cinsinden, kredilerin ise döviz üzerinden olması; yatırımcıyı kur farkı riskiyle karşı karşıya bırakmakta, finansman maliyetlerini yükseltmektedir. Bu nedenle bankalar, projelere yüksek özkaynak oranı veya daha maliyetli kredi koşullarıyla yaklaşmaktadır.
4. Avrupa Birliği Deneyimi
Avrupa Birliği (AB) de yeşil geçişin finansmanında önemli bir açığı kapatmaya çalışıyor.
Avrupa Merkez Bankası'na (ECB) göre, AB'nin 2030 hedefleri için yıllık 400–550 milyar avro ek yatırıma ihtiyaç duyuluyor — bu da AB27 GSYH'sının yaklaşık %3'üne denk geliyor.
Bu eksikliği gidermek amacıyla AB, 2021'de Yenilenebilir Enerji Finansman Mekanizmasını devreye aldı. Bu sistem, üye ülkelerin ortak fon oluşturarak coğrafi avantajlarına göre ortak proje finansmanı yapmalarına imkân tanıyor. Ayrıca, AB Emisyon Ticareti Sistemi (ETS) gelirleri ve Avrupa Yatırım Bankası (EIB) fonları, düşük faizli kredi ve hibe programlarına yönlendiriliyor.
Ancak ECB'ye göre, mevcut politika çerçevesi hâlâ yetersiz; finansmana erişim maliyetleri yüksek ve özel sektör katılımı sınırlı kalıyor.
5. Türkiye İçin Yapısal Gereklilikler
Türkiye, 2021'de Paris Anlaşması'nı onaylamasının ardından karbon-nötr büyüme hedefi doğrultusunda yenilenebilir kaynaklara yönelimi hızlandırdı. Ancak:
Sermaye piyasası araçlarının sınırlı kullanımı,
Uzun vadeli karbon fiyatlaması sisteminin eksikliği,
Kurumsal ve düzenleyici belirsizlikler,
finansman maliyetlerini artırmaya devam ediyor.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre, lisanslı yenilenebilir enerji santrallerinin piyasa istikrarı sağlayacak uzun vadeli gelir modeline sahip olabilmesi için yapısal açıkların giderilmesi gerekiyor.
Dünya Bankası, bu çerçevede Türkiye için şu öncelikleri vurguluyor:
Politika ve düzenleme stratejisinin kapsayıcı biçimde güçlendirilmesi,
Kurumsal kapasite ve veri şeffaflığının artırılması,
Yenilikçi finansman modellerinin (yeşil tahvil, proje finansmanı, garanti mekanizmaları) önceliklendirilmesi.
6. Politika Değerlendirmesi
Yenilenebilir enerji yatırımlarındaki finansman açığı, küresel bir sistem sorunu olup hem bölgesel hem ulusal dinamiklerle şekillenmektedir.
Türkiye'nin bu dönüşümde potansiyelini gerçekleştirebilmesi için:
Finansman araçlarının çeşitlendirilmesi,
Risk azaltıcı politika mekanizmalarının devreye alınması,
AB ve çok taraflı kalkınma bankalarıyla stratejik iş birliklerinin derinleştirilmesi,
öncelikli adımlar olmalıdır.
Kamu kesimi, uzun vadeli öngörülebilir politikalarla yatırım güveni sağlamalı; özel sektör ise sermaye piyasası temelli yeşil ürünleri aktif biçimde kullanmalıdır.
Bu çok boyutlu yaklaşım, Türkiye'nin hem küresel iklim hedeflerine katkısını artıracak hem de enerji güvenliği ve ekonomik büyüme ekseninde sürdürülebilir bir dönüşümü mümkün kılacaktır.